Ana Sayfa  |  Hakkımızda  Reklam Hizmetleri  |   Haberler  |  İletişim

KONYA

» Hayatı
» Dilinden Dua
» MEVLANA GÜLDESTESİ99
» MEVLANADAN HAYATA
» Vasiyeti
» AKLIN ZEKATI
» Coğrafi Konumu
» ŞİİRİN RUHU 2
» DÜNYA KENTİ KONYA
» Bir Konya Hayali İçin
» TOPLU KONUTTA KONYA MODELİ
» DÜŞMAN KİM 3
» Milletvekilleri mail
» Eğitim Finasmanını Artırma Yöntemleri
» EĞİTİM ŞART MI 1
» YEŞİL KENT/ZEHİR KENT 1
» YEŞİL KENT/ZEHİR KENT 3
» YEŞİL KENT/ZEHİR KENT 6
» YEŞİL KENT/ZEHİR KENT 5
» KONYA METROSU
» MerPark-YEŞİL KONYA
» KONYA BULVARI
» MEVLANA GÜLDESTESİ
» MEVLANA GÜLDESTESİ 2
» MEVLANA GÜLDESTESİ 3
» HAYAT BİLGİSİ
» TÜRKÇEYİ FAKİRLEŞTİRMEK 2
» YEŞİL KENT/ZEHİR KENT 2
» BAŞKENT KONYA1
» TÜRKÇEYİ FAKİRLEŞTİRMEK 1
» TÜRKÇEYİ FAKİRLEŞTİRMEK 3
» BAŞKENT KONYA2
» 1001 ŞEY
» ŞİİRİN RUHU 3
» ŞİİRİN RUHU1
» ŞİİRİN RUHU 4
» BAŞKENT KONYA3
» III.DÜNYA SAVAŞI
» YEŞİL KENT/ZEHİR KENT 4
» EĞİTİM SENDİKALARI
» MEVLANADAN HAYATA
» BAŞKENT KONYA 4
» MEVLANA VADİSİ
» FELAKET
» NUMBER ONE/ŞEYTAN 1
» CİNNET
» CANAVAR KİM?
» KONYA DEPREMİ
» NUMBER ONE/ŞEYTAN 2
» ENERJİ DÜŞMANLIĞI
» BİSİKLETİ CANAVARA YEM ETMEK
» EĞİTİM ŞART MI 2
» DÜŞMAN KİM 1
» DÜŞMAN KİM3
» CANAVAR KİM
» DÜŞMAN KİM 2
» EĞİTİM ŞART MI 3
» ÜÇ KAVGASI
» NUMBER ONE/ŞEYTAN
» MEVLANADAN HAYATA 22
» MEVLANADAN HAYATA
» CITY OF KONYA
» HEYBELİADA MANASTIRINA GÖMÜLMEK
» HEYBELİHEYBELİADA MANASTIRINA GÖMÜLMEK 2
» NUMBER ONE/ŞEYTAN
» TARİHİ YAŞATAN YERLER
» ŞİİRİN RUHU
» NUMBER ONE/ŞEYTAN
» PARSEL BELEDİYECİLİĞİ ADA BELEDİYECİLİĞİ( PB-AB)

HZ.MEVLANA

ANKET

 

 

 

ZİYARETÇİ SAYISI

  Bugün:   52
  Toplam: 75853
  IPniz: 38.107.191.93
RUHUN GIDASI2
MEHMET AKİF'İN DÜNYASINA GİREMEMEK..
 
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım iki söz yazdımsa. 
 
 
"Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim
 İnan ki, her ne demişsem görüp de söylemişim
 Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek"MAE
  
O BİZDEN...
 
***ŞUCU BUCU, ŞUNDAN BUNDAN.....
 BİZDENSE, HELAL OLSUN
 HER ŞEY ONA SERBEST!!!,
 DEĞİLSE... DIŞLAYIN.., EDİN DERDEST!!!.
 
BİZ KAÇ KİŞİYİZ..., SAĞDAN SAY.......
"Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,
 Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez"
Sen ben desin efrad aradan vahdeti kaldır,
Milletler için kıyamet işte o zamandır.
    
    

Vahdet, "insanları birarada tutan çimento" diye tarif edilir. Ancak herkes tarafındanhata üstüne hata yapılarak çimentonun "tek bir madde olduğu", onun da "kendi dediği" olduğu iddia edilir. Onun için eline fırsat yada yetki geçiren toplum mühendisliği projeleri ile kendi kafasındaki çimento tozlarını başkalarına yutturmaya çalışır, hatta hızını alamayıp yanında göremediklerini düşman gibi görür ve bin yıl sürecek savaşlardan söz eden bile çıkar.

 

     Gerçekte vahdet aracı nedir? "Ailesi, aşireti, kabilesi,kavmi", " dini, mezhebi, yetmedi din ve mezhep tarifine sığmayan mezhep versiyonları" farklı insanları tek yumruk yapan nedir?
Devlet çatısı mı? O zaman MABED hayali kuranlar ne?
Bayrak mı, ortak dil mi, demokrasi ve laikliğin her bireyi eşit kılan sınırsız gücü mü? Din mi, mezhep mi, etnik homojenite mi? Refah ve para mı? Etnik ve dini farka bakılmaksızın eşit hak ve sorumluluklar etrafında, ortak değerler ve nüfus cüzdanı numarasına sahip eşit bireylerden oluşan Ulus kavramı mı?

 

    Ağzını açan "Toplumun çimentosu dindir..., ekonomidir...yok filandır...., yok feşmekandır...." diye toplumun çimentosunun kendi bildiği olduğunu ezberletmeye kalkışmaktadır. Acaba hangisi çimento?
Din desen , farklı farklı. "Hristiyanı, Musevisi, Müslümanı, Budisti.... var. Mezhep desen, farklı farklı. Alevisi,Caferisi, Şiisi, Sünnisi, Marunisi, Ortadoksu, Protestanı, Katoliği ......... saymakla bitmez. Didişmeyi marifet saysan herbirisi çimentonun kendi dediği olduğunu, hızını alamayanlar yüksek sesle ifade etmeseler de bizzat kendisinin toplumun çimentosu olduğunu, o olmasa toplumun şimdiye kadar ayakta duramayacağını iddia edecek,  ya da yalnızca kendi sevdiklerinin, kendi değerlerinin toplumun çimentosu olduğunu  zanneder ve iddia eder.

 

     Monarşik rejimler bunu insan haysiyetine uymayacak şekilde çözmüş, yöneten ve kapı kulları ve darbı mesel olmuş. Çimento kralın bizzat kendisidir. Yasama, yürütme, yargı o olmasa çöker. "Kralın dini mezhebi neyse, milletin dini mezhebi odur, zinhar itiraz edilmeye".Kral ölür din değişir, kral öldü yaşasın kral. İtiraz edersen ne olurmuş. İmam-ı Azam olmak bile saygı duyulmaya yetmezmiş.Koskoca "mezhep ilmi"ni cihana yaymak İmam- ı Azam Ebu Hanife olmak yetmemiş, kral kadar düşünemediği ve yanlış düşündüğü kararıyla, zindanlarda çürümüş!!
 

 

"Ailesi, aşireti, kabilesi,kavmi" desen kimsenin yedi göbek dedesinin kim olduğunu bilmesi mümkün değil, herkesin baş dedesi Hz.Adem olmasına rağmen kendini tanım ve tarifi, kabul ve tanımlaması ayrı ayrı. Öreneğin Ekrat'a müslümanlaşmış Ermeni diye Ermeniler, kaybolan 12.kabilenin müslüman olduğu için izinin kaybolduğunun anlaşıldığını dolayısıyla onların Yahudi olduğunu iddia eden, sahiplenen Yahudiler. Yedi göbek ötesinde Fars, Türkmen, Arap, Asuri doğal olarak var olan ve mutlak bir ayrımın mümkün olamayacağı farklı farklı etnik genetik.    
Ama vatan bir, ulus bir elbette bir çimentoyla bütünlük şart. O halde çimento ne diyen, ne olmalı diyen, çimento şu diyen işin içinden çıkmaya mi karıştırmaya mı hizmet eder?
Oysa çimento tek çeşit bir madde değildir. Sayısız maddelerin karışımıdır.Her bireyi çekim gücüyle çekip Ulus denen bir havuzda çelik bir yumruk gibi dünya liginde muasır medeniyet çıtası yarışına sokan güç. Tek tek hiç bir gücü olmayan bireyler çimento katkı maddeleri olarak biraraya gelince ortaya çıkan güç. Her birisi "ben.. ben.. ben.." derse dünyanın hamur oyuncak gibi evirip çevirip istediği gibi yön verip kullandığı ve asla belini doğrultamayan güç!!!. Vahdeti becerebilenleri dünya ile yarıştıran güç. Herbirine saygı gösterilirse, herbiri insan beynini ve ruhunu bir yerinden tutar, biri birilerini diğeri başkalarını tutar ve 72 milyonu tek yumruk yaparak dünya yarışına çelik halat gibi girmeyi sağlar. Yüzlerce çeşit ince ipten oluşan bir halat düşünün. Tek tek hepsini herkes koparabilir. Ama hepsi bir halatta toplanınca çelik halat gibi olur kimse koparamaz. İşte çimento bu halatın bizzat kendisidir. Herkesin çimento ilan ettiği kendi değerleri halatın sicimleridir. Hangisini çekseniz halat kopmaya biraz daha yaklaşır. Onun için herkes bu değerlere saygı duymalı, kimse kimsenin daha fazla değer verdiği bir şeyi küçümsemek, hakaret etmek, dışlamak densizliği göstermemelidir.

 

     "Vatan,bayrak,ortak resmi dil, başkent, cumhuriyet, laiklik, demokrasi, kuralları gökten inmiş gibi değişmez zannedilmeyen kamu vicdanına tercüman, uluslarası standartları yakalayan hukuk devleti , sosyal devlet, din ve dini motifler ,  pek çok kimsenin değer verdiği, saygı duyduğu(kendi dünyalarında abartılarda başkasını ilgilendirmez) özel ve özellikli kimlik ve şahsiyetler..... " bunların karışımının çekim gücüne "ulusal çimento" denir. Çimento katkı maddeleri gibi biraraya getirici değerlere herkesin saygı duyması, daha önemlisi sana çekici gelmeyen, seni çekemeyen değeri empati ile değerlendirebilmek ve onunla didişmemek ancak tüm insanları bir çelik gibi tek parça yapabilir. Bir kural vardır. "Kimse kimsenin peygamberine! küfretmemeli ki, kendi peygamberine küfredilmesin!"

 

     "Dünya ile yarışmak istiyorsak, dünya birinci liginde koşmak istiyorsak, dünya ABD, AB diye birleştim diye koşarken, biz onlara küçük oyuncak olmak istemiyorsak, muasır medeniyet çıtasını yakalamak daha yükseğe kaldırmak, tarihte hep birlikte koştuğumuz zaman yakaladığımız, gevşediğimiz anda elimizden kayan şanlı günleri yaşamak istiyorsak" çelik gibi tek yumruk halinde dünya yarışını götürmemiz gerektiğini anlamayanlara tarihten seslenmiş şair.

 

    Uluslarası değeri olmak ulusal değeri olmaktan geçer. Her biri ayrı telden çalanları biraraya getirmektir uluslarası değeri olmak.

 

   

 

  99

Eskiden insanlar "site devleti, derebeylik, beylik, emirlik" gibi kendi başına buyruk yaşar, hoşuna da gider, ama birisi üflese nezle olur, kul olur, köle olur, manda olur, korkmadığını göstermek için de mezarlıkta türkü söyler, "büyük bilmem ne.." hayalleriyle hayal aleminde çevresine de göz dikerdi.. Türk tarihi, "mezarlıkta türkü söyleyenlerden, biri üflese zatürreye yakalananlardan, sıtma olup titreyenlerden.." ulusal bütünlük kurup , her zaman "number one " olmasa da her zaman ilk beşe girmiş çelik halat gibi kopmaz ve korkmaz cihan devletleriyle doludur. Ama arkasından "sen ben" diyenler yüzünden, falancanın dolduşuyla "ben.. ben" diyenler yüzünden kaybettiklerine ağlayan analar bıraksa da  sıfırdan başlayıp yine cihana kafa tutan, hızını alamayıp "bu dünya bir kişiye çok ama ama iki kişiyi taşımaz" diye dünyaya meydan okuyan, "ben ki Allah'ın kulu, dünyanın sultanı" diyen, "hasta idi kül oldu" diyen 7 düvele, külden dirilişini gösterenlerle doludur.

 

   

 

 

 Ama tarihten ders almayanlar Timur gelince arkasına sığınıp, Yıldırım gidince davul zurnayla etekleri zil çalarak ertesi gün 17 parçaya bölünenler, hiçbir şey olamadıklarını, mezarlıktan geçerken türkü söylediklerini farkedince Çelebi Mehmet'in eteğine yapışıp cihanı tireten çelik tel oldular. Tarih "number one" Roma ve Türkleri de yazar, ibret almadıklarında kanlı gözyaşlarını da, çamurda sürünüp tekrar tekrar kalkışlarını da yazar.

 

    Osmanlı'dan "Number One" lığı kısa süre, derebeylikleri birleştirerek güç haline gelen ve güç olunca MABED birliklerini marifet sanıp sayısız emirliğe dönüşen 800 yıllık koca Endülüs medeniyetinin üstüne konarak hazır bir medeniyet haline dönüşen, tüm Amerika'yı sömürgesi yapan insanları saymayıp yokederek, hammaddelerini ülkesine taşıyan, burasıda bir kültür demeyip adını bile aradığı gümüş madenine izafeten Arjantin koyan İspanya devralmıştır. MABED birliğinden devlete dönüşmenin sonucuyla, MABED birliğinin küçük olsun benim olsun mantığıyla çekiciliğine kapılıp, koltuk kaprisine din, mezhep, kabile, aşiret, sülaleyi ileri sürüp ... "ben, ben, ben.." diyerek derebeyliğe heveslenenlerinin hal-i pür melaline çekici bir örnek olan Endülüs ve küçük derebeylikleri birleştirip "Number one" olan İspanya. 

 

    Ancak Endülüs mirası ve Amerika'ya erken el koymak elinde Number one"lığı tutmaya yetmez, potansiyel lazıım. Nitekim artık Endülüs rüzgarını da, reform, renesans ve sanayi devrimi kıvılcımları nıda, gemiye doldurduğun çapulcularla dünyanın her tarafının hammedesini ülkene taşımayı da başka öğrenen ve uyanan başkaları da çıkmıştır.  Osmanlı gibi insancıllık, din, mezhep ve etnik kimlikleri yok etme değil gönül birliğini becerebilen bir koruyucu melek te yoktur artık.

 

    Zamana ve menfaate bağlı kombinasyonları sürekli değişen   "İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya-Avusturya, Rusya"nın menfaat şebekesi olarak sürekli dengeleri değişen, farklı şekillerde birleşerek aldıklarını kısa sürede menfat çatışmasıyla birbirlerine girdiklerini, İngiltere'nin aradan tacı kaptığını, bütün dünyayı basit bir menfaat uğruna ateşe atıp dünya savaşı çıkarttıklarını, müstemlekesi ABD nin bağımsızlığı kaptıktan sonra tacıda İngiltere'den kısa sürede kaptığını SSCB ile iki kutuplu taç haline getirdiğini ama bir kere daha menfaat şebekelerinin dünyayı ateşe verip dünya savaşı çıkarttıkları da yazar. ABD-SSCB karşısında tutunamayan yaşlı Avrupa'nın AB olarak birleşip adam sayılma mücadelesini de yazar, Türkiye'siz onuda beceremeyeceklerini de?

 

    MABED merakını son nefesine kadar taşıyan Karamanoğulları da ders olmalı değil mi? Orta Asyadan kopup gelen Avşarlar 34 kişiyle Kasım Beye kadar soğan peynir, koyun ve dağların hürriyetini sarayların tantanalı görevine tercihle zehirlenerek vermiş 

 

    Kendimizi küçümseyip ye's ve tembellikle yavaş yürüyenlere de, AB-ABD-Rusya Yahudi lobisinin arkalarını sıvazlamasıyla "site, aşiret derebeyliği koşanların" basit ve ufuksuz, çapsız düşünce dünyalarını da. "El şeyiyle gerdeğe girilmez" lafını hiç duymayanlar, arkalarından "AB-ABD-Rusya Yahudi lobisi" şeylerini çekince ne yapacaklarını da düşünmelidirler. Her önünden gidiverene güvenip arkasına düşenlerin, yemek yediği çanağa pislemeye kalkanların tarihte başlarına neler geldiğini de düşünmelidirler.1950'li yıllarda ABD'nin, 1970'li yıllarda Paris Enstitülerinin hazırladığı alfabelerle MABED hayali kurmak kolay da, dünya da adam gibi dik durmak kolay değil. İspanya koca Endülüsün mirasını alıp koca kıta Amerika'nın her şeyine el koyunca kurduğu hayali nasıl kısa sürede kaybettiyse, arkasında 34 kişi kalıncaya kadar yaylalar bana yeter diye MABED hayaliyle Osmanlyla dünya yarışı yerine yaylalarda kekik kokulu keçi etini ve nazlı kızların buz gibi ayranını tercih etti ve kalan 34 sırdaşıyla son nefesini verip tarihin derinliklerinde kaybolduysa tarihten ibret almamak kime ne kazandıracaktır?
     Bu topraklarda MABED'in şahı Karamanoğullarıdır, onlardan baki kalan ise gökkubbede bir hoş sada.
     Adam gibi adam olmak isteyen, dünyada adam yerine konmak isteyen, dünya refahından pay almak isteyen, dünyanın kuklası değil dünya ile at başı yarışmak isteyen hayal ticareti yerine "eğitim, üretim, spor, futbol, müzik, sinema ve TV filmleriyle dünya yarışına girmek zorunda, yarışta taşın altına elini koymak zorunda.

 

 

  99
  
Kıssadan Hisse
Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
‘ Tarih ‘ i ‘ tekerrür ‘ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
  
Müslümanlık nerde! Bizden gecmis insanlık bile…
"Adem" aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;
istemem, dursun, o payansız mefahir bir yana…
Gösterin ecdada az çok benzeyen kan bana!
isterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar,
Çok değil, ancak necip evlada layık tek şiar.
Varsa şayet, söyleyin, bir parcacık insafınız:
Böyle kansız mıydı -haşa- kahraman eslafınız?

Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına?
Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına,
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar?
Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar?
Böyle açlıktan bogazlar mıydı kardeş kardeşi?
Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi?
  
SEN VARKEN VATAN ELDEN NİYE GİTSİN?
  
"Sahipsiz olan bir memleketin batması haktır.

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır"

  
  
İLKEL KABİLECİLİK VE ULUSAL BİREYLİK
“Ne Araplık,ne de Türklük kalacak aç gözünü!
             Dinle Peygamber-i Zîşanın ilâhî sözünü!
             Müslümanlık sizi gayet sıkı,gayet sağlam,
             Bağlamak lâzım iken,anlamadım, anlayamam,
             Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
             Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?
      Birbirinden müteferrik bu kadar akvamı,
      Aynı milliyetin altında tutan İslâm’ı,
      Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir
      Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir…” 
                Müslümanlıkta anâsır mı olurmuş? Ne gezer! 
               Fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber!
               Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatte yeri?
              Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri.
 
BEN ARNAVUTUM
Türk Arapsız yaşamaz, kim ki 'yaşar' der delidir,
Arab'ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.
Veriniz baş başa; zira sonu hüsrân-ı mübin,
Ne hükûmet kalıyor ortada, billâhi ne din!
'Medeniyyet' size çoktan beridir diş biliyor;
Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.
Arnavutlar size ibret olacakken halâ,
Ne bu şûride siyaset, ne bu fâsid dâva?
Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz,
Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!
Bunu benden duyunuz, ben ki evet Arnavudum...
Başka bir şey diyemem... İşte perişan yurdum!.."
Mehmet Akif Ersoy
   
    İnsanlar Ademoğulları idiler. Sonra Habiloğulları ve Kabiloğulları oldular.Sonra karıştılar, azgınlaştılar, Ad,Semud,  Lut kavmi, Sodom Gomore, Firavun olup lanetlenip yok oldular. Nuh,Sonra site, MABED birlikleri ve MABED'leri yıkıp ulus oldular, devlet oldular, birlik oldular dünyaya meydan okudular, at başı yarıştılar.Sonra tekrar babalarını, aile, aşiret kabilelerini, din ve mezhep ve versiyonlarını hatırlayıp kulaklarına üflenen diğerlerinden apayrı dünyaları olduğu palavralarına inanıp manda, köle, sömürge,koruma ve  vesayet altına girme yarışına girdiler. İspanyol boğası gibi azgın kitleler üzerlerine gelirken Endülüs Arap,zenci,berberi ve daha başka çeşittten olduklarını görmeye başladı, şu bölgede ben, bu bölgede sen saltanat sür, boğaların sınırlarındakiler de kendi başlarının çaresine baksın dediler. Acaba MABED'e tapma hırsı insanın aklını başına hiç mi getirtmeyecek kadar kuvvetlidir.Hani "titre ve kendine dön" dense bir an bunları düşünemez mi?
    Akif'in haykırışı bana değil mi diyorlar. Oysa Akif'in zerresi kadar ufkunuz, şuurunuz, insafınız olsa bunun bir şablon olduğunu ve Türk,Arap,Arnavut yerine her kabile isminin konabileceğini niye görmezler?
 
VEREN EL, ALAN ELDEN ÜSTÜNDÜR

"Ya hamiyetsiz olsaydım, ya param olsaydı."

  
AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL
 

"Bir kerre de azmettin mi, artık Allah'a dayan..."
-"Allah'a dayanmak mı? Asırlarca dayandık!
Düşdükse bu hüsrâna, onun nârına yandık!
Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?
Dersen ki: Ufuklarda bir aydınlık uyansın;
Mâzîyi ateş vermeli, baştan başa yansın!
Şaşkınlık olur köhne telâkkîleri ihyâ;
Şeydâ-yı terakkî, koşuyor, baksana dünyâ.
Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;
Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!"
-Allah'a değil, taptığın evhâma dayandın;
Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın...
Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,
Yattın, kötürümler gibi, yattın mütemâdî!
Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;
İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.
Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada, şâyed,
Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.
Takyîd-i İlâhî ki: Bilâ-kayd ona münkâd,
Kalbinde cihanlar darabân eyliyen eb'âd.
Lâ-kayd olamazdın, biraz insâfın olaydı,
Duydukça bütün sîne-i hilkatten o kaydı.
"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan...
Ma'nâ yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!
Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şâhid:
Dinlenmedi birgün o büyük nesl-i mücâhid.
Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atâlet';
Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?
Çoktan kürenin meş'al-i tevhîdi sönerdi;
Kur'an duramaz, nezd-i İlâhîye dönerdi.
"Dünya koşuyor" söz mü? Berâber koşacaktın;
Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın!
Mâdem ki uyandın o medîd uykularından,
Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan.
Ensendekiler "leş" diye çiğner seni sonra;
Ba'sin de kalır ta gelecek nefha-i Sûr'a!
Çiğner ya, tabî'î, ne düşünsün de bıraksın?
 

 

 Bir parça kımıldan, diyorum, mahvolacaksın!

Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;
Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz.
Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da
Maziyi, fakat yıkmaya kalkma bu yolda.
Ahlâfa döner; korkarım, eslafa hücumu:
Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?
Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabaha:
Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vaha!
Şimendüfer deyiniz... Buldun işte örneğini:
Üşenmeden çevirip nâzenin tekerliğini,
-Yakınsa bindiğiniz noktadan eğer kasaba -
Kader müsâ'ade ettikçe işleyen araba.
Samatya lordu müfettiş; Tatavla kontu müdîr,
Zavallı milletin efrâdı orta yerde esîr!
"Bilet mahalli" midir ismi pek de bilmiyorum,
Basık tavanlı, rutûbetli, isli bir bodrum,
Ayakta esneyen âvâre yolcularla dolu.
Biletçi nerde mi? Kumpanyanın o nazlı kulu
Verâ yi perdeden etmez ki halka doğru nigâh...
Ne var telâş edecek? Beklesin ibâdullâh!..
Açıldı perde nihâyet, şu var ki cendereye
Kısılmak istemiyorsan sokulma pencereye!
İtiş kakış olağan şey, dövüş sövüş de caba!
-Biletçi, mösyö, tren kaçta kalkacak acaba?
Ayağmı ezdin adam... Patlıyor musun ne zorun?
-Vurursam ağzına!..
-Yâhu! Güıültünüz ne? Durun!
-Yavaş be!
-Cüş be! Gözün kör mü?
-Pardon!
-İllâllah!
Nasıl ki çıktı şu “pardon” eşeklik oldu mubah!
..........
-Dikilme nâfile, sinyör ne derse kanundur!
.....................
Şimendüfer de meğer başka türlü birşeymiş:

Hemen binip uçuyormuş... Aman bayıldığım iç!

Mesâfe kaydı, mekân kaydı bilmiyor insan;

Dakîkanın boyu: Sâ'at. Ne ihtisâr-ı zaman!

Evet, kucaklıyor eb'âdı berk olup nâgâh,

Harîtanın üzerinden nasıl geçerse nigâh!

Şehirlerin yapışık sanki hepsi birbirine:

Tutup da pencereden fırlatılsa bir iğne,

Düşer, ya "tık" diye her halde mevkıfın damına,

Ya şehrin ismi olan levhanın gelir camına!

Düdük sadâsına hasret kalır işitmezsin...

Bizimki durduğu yerden öter durur, miskin!
.......................
Lokanta keyfine âmâde, istedikçe yanaş!..

Lisan da istemiyor: Bir işâret et, anlaş.
....................................

Yataksa emre müheyyâ içerde... Hem ne yatak!

Uzandığın gibi dünyâdan insilâh ederek;

Dolaş semaları artık düşünde yelyepelek!
............................
Öbür kenâra geçerken düşer kalır bîtâb!

Şu var ki: Düştüğü yerden çamurlanıp kalkmaz...

Çamur bu beldede âdet değil ne kış, ne de yaz.

Geçende haylice kar yağdı Berlin'in içine;

Bıcık bıcık olacakken takır takırdı yine!

Merâk edip soruverdim, "bırakmayız" dediler!

-Bırakmayın, güzel amma yağar durursa eğer?

"Bırakmayız!" sözü aynen tekerrür etmez mi?

Evet, bu sözde nümâyân heriflerin azmi.

Bizim diyâra biraz kar düşünce zor kalkar.

Mahalle halkı nihâyet kalırsa pek muztar,

“Lodos duâsına çıkmak gerek... “ denir, çıkılır:

Cenâb-ı Hak da lodos gönderir, fakat bıkılır.

Çamur yığınları peydâ olur ki mühliktir...

“Aman don olsa... “ deriz... Şüphe yok, temizliktir,

Donun kırılması varmış, düşünme artık onu;

Yağar; erir, buz olur... Neyse, yaz değil mi sonu?
..........................
-Bu, kahve... Öyle mi? Yâhu! Nedir bu? Vay canına!

Bizim "Düyûn-i Umûmiyye "den de heybetli!

Ne var ki, öyle sevimsiz değil bunun şekli.
......................
Bu, kahve... öyle mi? Lâkin hakikaten hayret!
..................
2
2
22
2
2
22
2
22
2
2
22
2
22
2
2
22
2
22
2
2
22
2
2
22
2
2
22
9
99
9
99
9
9
99
9
99
9
9
99
9
99
9
99
9
99
99
9
99
99
9
99
9
9

 

 

SERBEST KÜRSÜ

» Bir Konya Hayali Yazın
» Yazılmış Konya Hayalleri

DUYURULAR

• Sitemizin yenilenen tasarımıyla karşınızdayız

LİNKLER

Konya Valiliği
Konya Büyükşehir Belediyesi
GÜNLÜK GAZETE
ZAZADİN HAN
SONDEPREM KANDİLLİ
CANLI SPOR
KARGOFAYTONBİS
KONYASPOR
Selçuk Üniversitesi
MEVLANA-SEMA-SEMAZEN
KONYA HARİTASI
GÖRSEL KONYA
KONYA VİDEOLARI
KONYA TÜRKÜLERİ
HER DİLDE OTOMATİK ÇEVİRİ
KONYA

Powered and Designed by Altynasyr Network

Ana Sayfa  |  Hakkımızda  Reklam Hizmetleri  |   Haberler  |  İletişim

Copyright © Konyasehri.com 2004